TÜRKİYE YEM KATKILARI PAZARINDA DIŞA BAĞIMLILIĞIN ÖNLENEBİLMESİ

0
4483
AW237409

TÜRKİYE YEM KATKILARI PAZARINDA DIŞA BAĞIMLILIĞIN ÖNLENEBİLMESİ..

Avrupa birliğine tam üyelik çabaları ve bunun bir gerekliliği kapsamında 1995 yılında
Avrupa Gümrük birliğine girilmesi sonrasında A.B şirketleri için ülkemiz birçok alanda
Açık bir Pazar haline gelmiştir.

Sonraları yine tam üyelik uyum yasaları kapsamında T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı
mevzuatları A.B yönergeleri ile tam uyum haline getirilmiş ve ülkemizin en önemli
hedeflerinde A.B ye tam üyelik olmaksızın AB yönergelerinin eksiksiz uygulanması ile
gerek yerli sanayicimizin gerek se Bakanlık yetkililerimizin eli kolu bağlanmıştır.
Oysa ülkemiz sanayicilerinin Yem katkıları üretiminde ihtiyaç duyulabilecek sermaye
birikimine, teknik donanıma ve teknolojik alt yapıya sahip oldukları gerçeği ortadadır.
Ülkemizde kendi alanlarında uzman bilgi birikimine sahip bilim insanlarına,
Bakanlığımız yetkililerine, teknokratlara da ulaşmak mümkün.

Tüm bu olanakların varlığına rağmen Ülkemizde yem katkıları sektöründe çok yüklü
miktarda ithalat yapılması, ayrıca birçok yabancı ve çok uluslu firmanın kendi satış
ofislerini açmaları, belirli konularda üretim tesislerini kurmaları ve veya ülkemizde
kurulu yem katkı firmalarını satın alarak Türkiye pazarını kontrol etmeleri ülkemiz
açısından büyük bir kayıptır.

Bu yabancı firmaların ülkemize hatırı sayılır bir istihdam sağlamadığı gibi, ülkemiz
pazarından pay almaya çalışıp olası kazançları ile tekrar ülkemize yatırım yapmak
gibi bir amaçlarının olmadığı yıllardan beri ülkemizden pay alan yabancı firmaların
gelişimleri incelendiğinde ortaya çıkacaktır.
Diğer yandan ülkemizde uluslararası pazarda üretim yapan onlarca firmanın
temsilciliğini alan sadece ithalat yapan şirketlerin de ülkemizi neredeyse ne olduğu
dahi belli olmayan ürün çöplüğüne çeviriyor olması da ayrı bir sorun olarak karşımıza
çıkmaktadır..

Bu yazdıklarımdan serbest piyasaya kökten karşı olduğum anlamının çıkarılmasınI
istemem. Ancak bizler yurt içinde üretim yapan kurumlar olarak her türlü denetimden
geçerek ürünlerimizi pazara vermekteyken, yurt dışında nerede üretildiği dahi belli
olmayan bazı ürünler sadece bir ‘’ ATR’’ belgesi veya ‘’ analiz sertifikası’’ ile çok kolay
bir şekilde ülkemize ithal edilebiliyor olması da ülkemizin ithal yem katkı cenneti
olmasına yol açıyor.

Çağımızda hiçbir ülke her şeyi üretememektedir. Üretim çağımızda artık bir’’ yapboz’’
oyununda olduğu gibi parçaların bir araya getirilebilme becerisidir. Ölçek
ekonomisinin çok önemli olduğu günümüzde her şeyi üretmek kesinlikle doğru bir
yaklaşım değildir. Eğer yeterli bilgi birikimine sahipseniz son ürünü üretmek ve veya
yenilikçi son ürünler geliştirmek için bazı ham maddeleri başka üreticilerden alabilirve katma değeri daha yüksek ürünlere dönüştürebilir hem ülkeniz hem de Dünya
pazarlarına sunabilirsiniz.

Yem katkıları sektöründe dünyadaki bazı ülke ve şirketlerin uyguladıkları stratejileri
inceleyecek olursak ülkemiz açısından da bu deneyimlerin yararlı kısımları alınıp
uygulanabilir ve ülkemiz adına iyi işler yapmış oluruz.
Ülkemizdeki ilk yem premixi ve katkıları firmalarından biri olan bir yabancı firma
yarattığı algı nedeni ile sektörde ‘’ tüm vitaminleri üreten ‘’ bir kuruluş olarak isim
yapmıştır. Oysa şimdilerde firmanın yapısı detaylıca incelendiğinde kendi üretiminde
kullandığı veya üçüncü firmalara ham madde olarak sattığı vitaminlerin sadece küçük
bir kısmını kendisi üretirken diğerlerini üçüncü firmalara ürettirmekte veya onlardan
satın almaktadır.

TÜRKİYE YEM KATKILARI PAZARINDA DIŞA BAĞIMLILIĞIN ÖNLENEBİLMESİ

Her ne kadar özellikle orta doğuda halen sıcak çatışmalar yaşanıyorsa da Dünyadaki
esas savaş ekonomik savaşlardır.
Yukarıda sözünü ettiğim gibi bazı batılı firmalar Yemlerde kullanılan vitamin premixi
ham maddelerinin menşeinin çok önemli olduğu konusunda algı yaratıp, aslında
kendilerinin de bir kısım vitamin ihtiyacını karşıladıkları, birçok alanda dünyanın
üretim merkezi haline gelmiş olan uzak doğu ülkelerindeki ham maddeleri
karalamaktadırlar.

Diğer önemli bir konu ise Gümrük birliği kapsamında bizlerin A.B ülkelerinden
yaptığımız vitamin vs ham maddelerinde sıfır gümrük vergisi ile ithalat yapabiliyor
olmamız. Oysa o hammaddenin esas üreticisi Uzakdoğu ülkesinden ithalat
yaptığımızda ürünün fiyatı daha uygun olsa da ürüne göre değişmekle birlikte % 6 ila
%9,25 Aralığında gümrük vergisi ödüyor olmamız Türkiye’deki birçok firmayı batılı
ülkelerden ham madde ithalatına teşvik etmektedir.

Bu nedenledir ki klişe değimi ile kuzey batı Avrupa’da bulunan Konya’mızın yüz
ölçümü kadar alanlara sahip küçük ülkelerin plazalarda ve liman şehirlerinde
kurdurdukları ham madde broker şirketleri ile Uzakdoğu menşeili ham maddeleri
önce ülkelerine ithal ediyorlar. Sonrasında da bizim gibi Gümrük birliğine katılmış
ülkelere ‘’ ATR’’ belgesi marifetiyle sıfır gümrük vergisi ile satabilmektedirler. Uzak
doğudan ve veya diğer ülkelerden aldıkları bu hammaddelerin ambalajlarını dahi
değiştirme zahmetine katlanmadan Dünya piyasalarını konsolide eden bu şirketler
ülkelerine de döviz kazandırmaktadırlar.

Yerel üretimi başararak şu anda dünyanın en önemli tedarikçi ülkesi olan Çin den bir
örnek vererek ülkemizde de hayvansal üretimin sekteye uğramadan ithalatın
azaltılması ve de yem katkıları sektöründen de ülkemizin gelir elde etmesi pek ala
mümkündür.

Kanatlı ve domuz yemlerinde Fitaz enzimin kullanımının getirdiği faydalar 1980’lerin
sonlarında ortaya konulmuştur. O dönemlerde sadece ABD ve Avrupa’da bazı
üreticiler Fitaz üretmekte ve en büyük pazarlardan olan ÇİN e de ihraç etmekteydiler.
Hem yüksek birim fiyatı hem de tonlarca ithalatın olduğunu gören Çinli yetkililer bu
alanda üretim yapabilecek gerek kamu, gerekse henüz gelişmekte olan özel sektör
yetkililerini bir toplantıya davet ederek ülkenin döviz kaynaklarının Fitaz ithalatı ile
dışarı aktarılmasını önleyecek kurumlara koşulsuz destek vereceklerini tebliğ ettiler.

Başlangıçta Kamuya ait devlet kurumu olarak kurulan biyoteknoloji şirketlerini yine
devlet desteği ile kurulan özel sektör şirketleri takip etti. İlk olarak ülkeye ithal edilen
Fitaz enzimi ithalatı düştü ve bu iç Pazar satışları ile yeterli sermaye birikimine ulaşankamu, özel girişimci şirketlerin devasa biyoteknoloji şirketlerine dönüşmesi sağlandı.
Bu nedenledir ki günümüzde Çin’de çok iyi kalitede enzim üreten onlarca
biyoteknoıloıji firması bulunmakta olup başta ABD olmak üzere birçok ülkeye de
enzim ihracatı yapmaktadırlar. Bu ihracatlar A.B nin koymuş olduğu bazı bariyerler
nedeni ile diğer ülkeler olduğu gibi AB ülkelerine olamamaktadır.

A.B mevzuatına tam uyum çerçevesi içerisinde A.B nin dayatması sonucu ülkemizde
de A.B de ruhsatlı olmayan Enzimlerin ve veya enzim ham maddelerinin ithalatına
kısıt getirilmiştir. Bu kısıtlamanın ülkemize bir katkısı olmadığı gibi Yem enzimleri
sektöründe bir TEKEL oluşması sonucu yerelde multienzim karışımları üreten birçok
firmanın önü kesilmiş ve ülkemizde katma değer sağlayan ve sağlayacak bir ürün
grubu daha yerli sanayicinin elinden alınmıştır.

Yem katkılarında bir başka grup ürünlerde de A.B ülkeleri gücü ellerinde tutmak ve
kendi şirketlerinin pazarlarda hâkimiyet kurabilmesi için kimi katkıların A.B de ruhsatlı
olmasını ve hatta diğer bir değimle firmaların ancak özel ‘’ markalı ürünlerin’’ ticareti
dışındaki faaliyetlere izin verilmesi kaldırılmıştır.
Örneğin kanatlı yemlerine katılması olmazsa olmaz katkı gruplarından ‘’
Antikoksidialler’’ de bu gruptan ürünlerdir.

Antikoksidialler genellikle iyonofor grubu antibiyotiklerdir ve dünyanın birçok yerinde
üretilebilmekte olmalarına rağmen ülkemizde yukarıda belirtildiği gibi ‘’ markalı’’
olmayanlar ithal edilememekte ve yemlerde kullanılmasına izin verilmemektedir.
Antikoksidaller dünya da her bir etken maddeli olanlar ayrı ayrı kullanılabildikleri gibi
belirli formülasyonlarda yapılan karışımlar halinde de kullanılabilmektedir. Bu
antikoksidialler ilgili üreticilerden tek tek ithal edilerek ülkemizde kurulu bir üretim
tesisinde miks formüllere göre pek ala üretilebilir. Bu sayede gerek iç pazarda
gerekse dış pazarlarda kendi markalarımızla var olabilir ve de bu üretimlerden ortaya
çıkacak katma değerin ülkemizde kalması, kullanıma hazır ambalajındaki
antikoksidiallerin son ürün ithalatının düşürülmesinin sağlanması da mümkündür.
Konuyu örnek vererek açıklamamız gerekirse yeni kurduğumuz derneğimizin
( ‘’ YESAD’’ YEM VE GIDA KATKILARI TAKVİYE EDİCİ HAYVAN VE İNSAN
SAĞLIĞI ÜRÜNLERİ, ÜRETİCİ VE İHRACATÇILARI DERNEĞİ) üyesi olan
FARMAVET İlaç San. ve Tic. Aş. Şirketi, geride bıraktığı kırk yıllık bir deneyimle şu
ana kadar 40 civarında ülkeye ihracat yapmış ve yapmaktadır.
Farmavet in yanı sıra üyemiz olan diğer birçok yerli üretici firma da bu ihracatları
gerçekleştirmektedirler.( Üye firmalara https://www.yesad.org.tr/ adresinden
ulaşabilirsiniz)

Şimdiye kadar ilgili ülkeye ihraç ettiği yem katkılarından üst düzeyde memnuniyet
duyan bir müşterimiz geçtiğimiz aylarda ‘’ Yeter ki TÜRKİYE’den, FARMAVET’ ten
olsun bize sizin orijinal ambalajınızda olmak kaydı ile antikoksidial karışımları
yaparsanız sizden ithalat yapmak istiyoruz’’ diye bir niyet mektubu sundular.
Hem şirketimiz hem Ülkemiz için doğan bu fırsatı değerlendirmek için Sayın Bakanlık
yetkililerimizle görüşerek sadece ihracat amaçlı üretim için Antikoksidial ham
maddesi ithal edip edemeyeceğimiz konusunda izin alıp alamayacağımızı
sorduğumuzda mevzuata göre bunun mümkün olamayacağını öğrendik.

Ülkemizin her girişimcisi gibi bu iş fırsatını da değerlendirmek üzere neler
yapabileceğimizi araştırıp Çin de bir üretim firması ile anlaşma yaparak, Ürünlerin
ham maddeleri, ambalaj, Etiket ve işçiliği Çin’de FARMAVET adına yapılacak şekildeorganizasyonu tamamladık. Zira bu iş fırsatı ülkemize ve bize milyon dolar
mertebesinde bir potansiyel sunacak ve biz bunu heba etmeden tüm zorluklara
rağmen organizasyonumuzu tamamladık.
Oysa mevzuatımız izin verseydi o ürünlerin üretiminde Ülkemiz işçisi çalışacak,
çuvallar, etiketler ülkemizde üretilecek ve daha çok katma değerin ülkemizde kalması
sağlanacaktı.

Yem katkıları konusunda ithalatın azaltılması ve yerli üretimin geliştirilmesinde
mevzuatlarında çok önemli rolü olduğu düşüncesindeyiz.
A.B de dahi bizdeki kadar kısıtlama bulunmamaktadır. Örneğin AB de ki
mevzuatlarda yakın zamanlarda değişmediyse AB de ürünlerin (emtialar) serbest
dolaşımı için uyulması gereken mevzuatlar olduğu gibi ürünlerin (emtialar) her
ülkenin kendi sınırları içinde üretilip satılmasına yerel otoritelerin izin verebildiği
mevzuatlarında varlığı bilinmektedir.
Örnek vermek gerekirse Yem katkılarının yanı sıra bu durum veteriner tıbbi ürünlerde
bile vardır. İTO tarafından yayımlanan AB mevzuatından yaptığımız alıntı yorumsuz
olarak aşağıda paylaşıyoruz.

‘’Veteriner tıbbi ürünlerin pazarlama izinleri, AB düzeyinde uygulanan merkezi prosedür
kullanıldığında EMA, diğer prosedürlerde ise üye devletlerdeki yetkili otoriteler
tarafından veriliyor. Ruhsat başvurularının, ürünün bileşimi, imalat yöntemi, terapötik
endikasyonları, kontraendikasyonları, advers etkileri, kalıntıların sınırlandırılması
açısından büyük önem taşıyan “arınma süresi”, kontrol metodları, ilgili test ve klinik
araştırma sonuçları gibi birçok bilgi ve belge ile birlikte yapılması gerekiyor. Homeopatik
veteriner tıbbi ürünler söz konusu olduğunda, üye devletlerin, belirli şartlar altında özel ve
basitleştirilmiş prosedürler uygulamalarına izin verilebiliyor.’’

Bu bilgileri paylaşmamdan kasıt AB müktesebatı’na uyarken ülkemizin çıkarlarını
gözeten uygulamaları da belirli kurallara bağlayarak ülkemizdeki yerli üreticilerin önü
açılabilir.

Diğer bir konu is son yıllarda özellikle kimyasallara alternatif olarak bitkisel ekstreler,
aromatik bitkilerden elde edilen sabit ve uçucu yağların da yem katkısı olarak
kullanılmalarıdır.

AB bu konuda da çifte standart uygulamış ve aslında ürünün içeriğinin ne olduğu
kesin bir şekilde izah edilmeyen ‘’ Aromatik bitkiler karışımı ‘’ adı altında bir çok bitki
tozu, ekstre, tentür gibi ürünlere de izin vermiş ve haksız rekabetin önünü açmıştır.
Anadolu toprakları ülkemizin her köşesinde binlerce bitkiye ev sahipliği yaparken
sadece topraklarımıza özgü endemik bitkilerin varlığı da ülkemiz adına ayrı bir
avantaj oluşturmaktadır. Ülkemizde bizim gibi birçok sanayi kuruluşu yüksek kalitede
bitki ekstereleri, uçucu ve sabit yağları üretebilmektedir. Ancak gerek ülkemizdeki
enerji maliyetlerinin (akaryakıt, doğal gaz ve elektrik) yüksekliği Türk sanayicisinin bu
alanda uluslararası ölçekte rekabet imkânlarını kısıtlamaktadır. Buna ilaveten yurt
dışından ithal edilmekte olan uçucu, sabit yağlarla bitki ekstrelerine yeterince gümrük
vergisi uygulanmadığı için yerli sanayici karlı bir üretim ve satış imkânına sahip
olamadığından yaptığı yatırımla baş başa bırakılmış ve kaderine terk edilmiştir.
Dünya toplam kekik (işlenmiş, ham, yabani hariç) ticaretinde yaklaşık yüzde 40 pay
sahibi olan Türkiye 2019 yılında toplam 53 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmıştır.

Sırasıyla Almanya, ABD, Hindistan ve Fransa olmak üzere birçok ülkeye ihracat
yapılıyor. Dünya kekik arzı talebin çok gerisinde ve gelişime çok müsaittir.
Bu verilerde dikkat edilmesi gereken ise kekiği daha çok baharat olarak katma değerli
ürüne dönüştürmeden satıyor olmamız nedeni ile yıllık ihracatın sadece 60 milyon
dolar civarında kalmasıdır.

Sektörel kaynaklardan öğrendiğimize göre yakın geçmişte Akdeniz bölgesinden kekik
ve kekik yağı alan bir yabancı firma Türkiye ye aromatik yem ve su katkısı olarak bu
ham maddeyi kullanarak ürettiği çok daha katma değerli bir ürünü ihraç etmekteydi
ve etmekteler.

Dünyanın hiçbir ülkesi serbest piyasa koşullarına uyacak diye kendi yerel sanayicisini
önüne bent kurmaz ve kurmamalıdır. Bu gün ülkemizde iyi standartlarda üretim
yapabilen tamamen yerli yem katkı üreticisi en çok iki elin parmakları kadardır.
Devletimiz yem katkıları, bitkisel ekstreler, uçucu yağlar gibi seçilmiş özel ürün
gruplarının ithalat mevzuatlarına getireceği bazı kısıtlamalarla yerli firmaların önce iç
pazarda iyi bir pay almasını sağlayabilir ve bu süreçte sermaye birikimini anlamlı bir
şekilde artıran yerli üreticiler daha rahat bir şekilde uluslararsı pazarda varlıklarını
sürdürebilirler. Bu vesile ile ülkenin ithalatını azalttıkları gibi ihracatına da katkı
sunarlar.

Siyasi Saikler, olası kayırmacılık eleştirilerine maruz kalabilecek bu özel mevzuat
kriterleri gerekirse ulusal çıkarlarımız doğrultusunda tamamen yerli ve uygun
standartta üretim yapan firmaların dâhil olacağı bir konsorsiyumla da ülkeye hizmet
edilebilir.
Yerli üretim standartlarının da çağdaş seviyelere yükseltilmesi gerek ithal ikame
ürünleri üretimi için gerekse ihracatta bir ‘’TÜRKİYE MARKASI’’ yaratmak için şarttır.
Sultan II. Beyazıd tarafından yaklaşık 500 yıl önce ferman olarak hazırlanan ve
bugünkü anlamda ilk standart olma özelliğini taşıyan “Kanunname-i İhtisab-ı
Bursa”da (Bursa Belediye Kanunu) giyimden gıdaya, mutfak eşyalarından hayvan
yemlerine kadar her şeyin standardize edildiği görülüyor.

Ne yazıktır ki 500 yıl önce başlatılan Standardizasyon çalışmaları bu günlere
geliştirilerek taşınamamıştır. Günümüzde standartlar açısından en güzide
kurumlarımız arasında olması gereken ‘’Türk Standartları Enstitüsü’’ ulusal ve
uluslararası arenada kabul edilebilir standart olarak markalaşamamıştır.
Yem katkıları konusunda bir firmanın kaliteli ürün ve servis sunduğu konusunda iyi
olduğunu gösterir belgeler içerisinde uluslararası kabul görmüş iki adet belge vardır ki
bunlar FAMİ-QS ve GMP PLUS belgeleridir.Aslında bu belgeleri veren kuruluşlarda ne ilginçtir ki batılı yem katkıları üreticilerinin
kurmuş olduğu STK’lardır.( Bir tür sadet zinciri.)

Batı giderek üretimi bırakmayı, çevresel kirlilik nedeni ile daha çok hizmet sektöründe
yoğunlaşmayı planladığı için üretimi daha çok üçüncü ülkelerde yaptırmayı ve bu
üretimleri de kendi kontrolü altında yaptırmayı planlamış ve uygulamaya sokmuştur.
Örneğin Türkiye de bir Yem katkısı üreticisinin Tarım ve Orman Bakanlığından onaylı
bir işletme olması ve hatta sıklıkla fabrika denetimleri yapılıyor olsa da gerek iç pazarda gerekse dünya pazarlarında esasen ya GMP PLUS veya FAMI-QS belgesi
aranmaktadır. TSE belgesi zaten hiç bilinmemektedir.

GMP PLUS belgesi nasıl mı alınıyor?
Siz fabrikanızda her türlü kalite güvence koşullarını hazırlıyorsunuz, gerekli teknolojik
yatırımları yapıyorsunuz ve GMP-PLUS denetimine hazır olduğunuzu ilgili kurumun
Türkiye deki temsilcisine bildiriyorsunuz.

Binlerce avro ödeyip denetim gününü bekliyorsunuz hem yurt içindeki hem yurt
dışındaki GMP PLUS denetçisi gelip fabrikanızda üretimden dokümantasyona ve
hatta aldığınız faturalara kadar inceliyor. Yani aslında siz tüm şirket bilgilerinizi
rakibiniz olan veya olacak batılı firmaların kurdukları bir STK ya sunmuş oluyorsunuz.
Her şey onların belirttikleri standartlara uygunsa size bir yıl süre için geçerli GMP
PLUS belgesi veriliyor. Bu denetimleri her yıl binlerce avro ödeyerek yenileyip
belgenizi yeniletebiliyorsunuz. Bu belgelendirme kurumu bununla da kalmıyor sizin
artık GMP PLUS belgesi olmayan bir tedarikçiden ham madde, kutu, etiket vs
aklınıza gelecek her girdiyi ve hizmeti alamayacağınız koşulunu öne sürüyor. Buna
nakliyeciniz de dâhil. Bu sadet zinciri sayesinde batılı yem katkı firmaları dünya
piyasasında ne olup bittiğini takip edebildiği gibi dünya genelinde yüzbinlerce ve
hatta milyonlarca kuruluşa GMP PLUS belgesi tabiri caiz ise satarak üretim
yapmadan sektörden alması gereken payı fazlası ile alıyor.

Biz ne mi yapmalıyız kendi standartlarımızı bilimsel ve çağdaş bir şekilde belirlemeli,
bu standartlara uymayan üreticilere YERLİ ÜRETİCİ DE OLSA asla mü sama
etmemeliyiz. Ülkemizde yüzlerce onaylı yem katkı üretim tesisi bulunmaktadır anacak
bunların hepsi ne yazık ki ülkemizi temsile edebilecek batılı ve çok uluslu firmalarla
rekabet edebilecek bilgi, teknoloji ve yatırım alt yapısına sahip değildir.Onları
rehabilite etmek hem devletin hem de sektör temsilcilerinin görevi olmalıdır.
Yerli olmak iyi olmak anlamına gelemez. İşte bu nedenledir ki biz ‘’ YESAD’’
derneğimizi kurduk. Derneğimizde Sanayiciler olduğu gibi bilim insanları da var bu
şekilde yapılanmamızın bir amacı da Sayın Bakanlığımızın da istemesi halinde YEM
KATKILARINDA ULUSAL STANDARTLARIMIZI belirleyerek ülkemize katkı
sunmaktır.

Bilgilerinize sunar olası sorular olacak olursa yanıtlamaya her zaman hazır
olduğumuzun bilinmesini arz ederim.( 2 ARALIK 2023 İSTANBUL )

Dr. ERCAN PETEKKAYA
Kurucu Genel müdür
FARMAVET İLAÇ SANAYİ VE TİCARET A.Ş,

‘’YESAD’’ Yem ve gıda katkıları takviye edici hayvan ve insan sağlığı ürünleri, üretici ve ihracatçıları derneği Yönetim Kurulu Başkanı,

Salihli Organize Sanayi Bölgesi müteşebbis heyet üyesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz