Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği

0
21
BAA Kolektif Yaşamı Kurgulama Bilim Alanı Tarım Komisyonu “Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği” başlıklı bir rapor yayınladı. Politika önerileri de içeren rapor başta Türkiye ve dünyada insanlığın mevcut açmazlardan kalıcı biçimde kurtulması için mücadele eden tarımsal üretim uzmanları olmak üzere tüm ilgililerin dikkatine sunuluyor.

Aşağıdaki bölüm Türkiye’nin Hayvancılıkta Kendine Yeterliliği başlığından itibaren alınmıştır..

 

Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği

Türkiye’nin Hayvancılıkta Kendine Yeterliliği

Hayvansal üretim; kırmızı et, süt, yumurta, beyaz et ve balık eti gibi toplumun beslenmesi için gerekli olan ürünleri elde etmek amacıyla büyük-küçükbaş ve kanatlı hayvan varlığının yetiştirilmesi-beslenmesi üzerine kuruludur. Hayvan besleme için yem, yem için ise buğday, mısır, soya küspesi, kepek gibi hammadde temin edilmesi, mısır silajı, yonca gibi yemlik bitkilerin elde edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte bu üretim süreci hayvan sağlığı ve refahını, veteriner ilaçlarını, yemlerde kullanılan aminoasit, vitamin, enzim gibi biyoteknolojik ürünleri, hayvan barınaklarını, ekipmanları, çalışan işçileri, damızlık hayvanların üretimini ya da ithalatını ve tüm bu süreçlerde kullanılan enerjiyi de içermektedir. Bu kalemlerin tümünde Türkiye çeşitli düzeylerde ithalata bağımlıdır.

Üretilen ürünlerin işlenmesi ile ortaya çıkan gıda sanayisi ise ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Uzmanların yeni koronavirüse karşı bağışıklık sistemini güçlendirici gıdalar tüketilmesini tavsiye ettikleri mevcut süreçte bağışıklık sistemini güçlendirecek olan temel besin değerlerine sahip süt ve süt ürünleri, yumurta, et ve balık tüketimi toplum sağlığı ve beslenmesi için her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin bu ürünlerin üretim ve dağıtımında bulunduğu nokta bilhassa incelenmelidir.

Görece sorunsuz görünse de, Türkiye’de halkın başlıca protein kaynağı olan beyaz et üretimi öncelikle incelenmelidir, zira burada bir zafiyetin sonuçları çok daha ağır olacaktır.  Türkiye’de beyaz et üretimi 2018 ve 2019 yıllarında sırasıyla 2.156.699 ve 2.138.450 ton olarak gerçekleşmiş, 2018 yılında bu üretimin yaklaşık 453 bin tonu (yüzde 21’i) ihraç edilmiştir. İhracatın yarısından fazlasının yapıldığı Irak, 2019 yılının ikinci yarısında Türkiye’den alım yapmayı durdurmuştur.(2) Kanatlı sektöründe 2019 yılında ihracat daralmasından kaynaklanan ve üretimde azalmayla kendisini gösteren kriz bugün de devam etmektedir. Şimdi bu krize artan döviz kuru ile birlikte daha da yükselen hammadde fiyatları eşlik etmektedir.

Türkiye’de beyaz etten sonra en önemli protein kaynaklarından birisi de yumurtadır. Türkiye’de yumurta tavuğu mevcudu yaklaşık 127 milyon hayvandır. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin 2018 yılı verilerine göre ise kişi başına ticari yumurta üretimi yıllık 294 adet olup günde bir yumurta düzeyini dahi sağlayamamaktadır. Beyaz et sektörünün yaşadığı sorunları yumurta üretimini yapan şirketler de yaşamakta ve ihracat yapamadıkları durumda üretimi azaltmaya gitmektedir. Diğer taraftan artan hammadde fiyatları ise maliyetleri yükseltmektedir.

Sorun plansız piyasa işleyişinde az sayıda tavuk eti ve yumurta üreticisi tekelinin birim kârı artırma çabasından kaynaklanmaktadır. COVID-19 salgın ortamı temel gıda nesnelerine olan talebi artırmıştır ancak yükselen kur ile birlikte artan maliyetler bu ihtiyacı karşılayacak biçimde davranılmasının önüne maliyet engeli çıkartmakta, fiyatları yukarı doğru zorlamaktadır.

Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği

Tavuk et ve yumurtası üretimi görece tekelleşmiş şirketlerin hâkimiyetinde iken süt ve kırmızı et üretiminde daha çok sınırlı sermayeye sahip küçük ve orta büyüklükteki çiftlikler faaliyet göstermektedir. Bu alanda sermaye daha çok işleyici şirketlerde yoğunlaşmakta, piyasayı süt ve et üreticileri değil işleyici sanayi şirketleri belirlemektedir.

Türkiye’de süt üretimi son yıllarda düzenli olarak artarak 2019 yılında toplamda 23 milyon tona ulaşmıştır. Ne var ki burada da fiyat artışı benzer nedenlerle sürmektedir. Çiftçinin ürettiği sütün maliyeti Ulusal Süt Konseyi’nin yaptığı hesaplamalara göre Eylül 2019 tarihinde 1,71 TL/Litredir.(3) Süt sanayicisi ise üreticiden sütü 2,30 TL/Litre fiyatla almaktadır. Bugün üretim maliyetinin yükselen döviz kuruyla birlikte artan yem fiyatları nedeniyle çok daha yüksek olduğu bilinmektedir. Perakende fiyat ise herkesin malumudur ve maliyetlerin zincirleme biçimde fiyatlara yansımasıyla daha da yükselmesi beklenmelidir.

Türkiye’nin büyükbaş hayvan sayısı 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 17 milyon 872 bin baş olarak gerçekleşmiştir. Küçükbaş hayvan sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 5,1 artarak 48 milyon 481 bin olarak kayıtlara geçti. Hayvan sayıları artmasına rağmen toplumsal ihtiyacın karşılanması için yeterli değildir, nitekim fiyatlar artmaya devam etmektedir. Kırmızı et fiyatlarını dengeleyebilmek için canlı hayvan ve et ithalatına başvurulmakta, kaba yem ihtiyacını karşılamak için saman ithal edilmektedir. Yem maliyetleri düşürülmediği, kaliteli kaba yem ihtiyacı karşılanmadığı, çayır ve mera alanları artırılmadığı, hayvan ıslahı yapılmadığı ve hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edilmediği sürece kırmızı et yetersizliği sorununun çözülmesi de mümkün görünmemektedir.

Politika önerileri

  • Türkiye tavukçuluğu, kolaylıkla kamulaştırılabilecek derece tekelleşmiş durumdadır. Devlet büyük ölçekli tavukçuluk tesislerinin tamamını kamulaştırmalı ve halkın temel protein ihtiyacını etkin biçimde karşılayacak biçimde işletecek tek bir kurum çatısı altında birleştirmelidir.
  • Süt ve süt ürünleri sanayii de mevcut koşullarda üretici ve halk zararına bir tekel rantı elde etmekte, üreticiye düşük fiyat vererek üretimi bir ölçüde sınırlandırmakta, piyasada ise bir düşük arz-yüksek fiyat politikasıyla çalışmaktadır. Tüm süt ve süt ürünleri sanayii kamulaştırılıp bir devlet üretim-dağıtım tekeli oluşturulmalı, bu kurum kanalıyla üreticiye emeğinin karşılığını almasını sağlayan fiyat verilmeli, halka ise ucuz ve bol süt ve süt ürünleri sağlanmalıdır.

3- Türkiye’de Tarım Emekçilerinin Kötüleşen Çalışma Koşulları

Kapitalist tarımsal üretim her ne kadar makineleşse de, değer yasası gereği, hala yoğun bir şekilde ucuz emek gücüne dayanmaktadır. Bu durum sadece Türkiye’nin değil bütün kapitalist dünyanın gerçeğidir. Kır yoksullarına tanınan tek yaşam şeklinin adı “mevsimlik tarım işçiliği”dir. Sürekli, mevsimlik ya da geçici gibi tanımlamalar son kertede kır yoksullarının mülksüzlüğüne muhtelif adlandırmalardan ibarettir. Bugün dünya genelinde yaklaşık 1 milyar tarım emekçisi olduğu, bunun da yaklaşık yarısının “mevsimlik tarım işçisi olduğu” tahmin edilmektedir.(4) Tek başına bu veri bile kır emekçilerinin durumunu özetlemektedir. Kapitalizmde tarımsal üretim mülksüz kır emekçilerinin ucuz emeği ile sürmektedir.Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği

Türkiye’de ise 2019 yılı itibariyle yaklaşık 5,1 milyon kişi tarım sektöründe çalışmaktadır. Ne var ki Türkiye’nin istihdam verilerini düzenleyen resmi kurum olan TÜİK, çalışmalarında mevsimlik tarım işçilerine yer vermemektedir. Ne istihdam ne de işsiz listesinde yer bulamayan bu işçilerin yanına her yıl daha fazla yoksul eklenirken, tabloya son yıllarda Suriyeli sığınmacılar da eklenmiş durumdadır. Birleşmiş Milletler’e göre Türkiye’deki kır emekçilerinin yarısı,  TBMM Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’na göre ise %40’ı mevsimlik tarım işçisidir.(5,6)

Son günlerde bütün dünyada yaşanan yeni koronavirüs salgınından toplumsal sınıfların eşit derecede etkilenmediği açıktır. Mülk sahibi sınıflar salgından korunmak veya tedavi olmak için daha geniş imkânlara sahipken emekçilerin bu olanaklara uzak yaşadıkları ortadadır. Emekçiler arasında en dezavantajlı kesimlerden biri mevsimlik tarım işçileridir. Her türlü insani temizlik ve sağlık ihtiyacından uzak barınma ve çalışma koşulları, salgın günlerinde büyük bir insani risk başlığıdır. Herhangi bir altyapı olmadan tarla veya bahçe kenarlarına kurulmuş olan naylon çadırlarda 5-10 kişi kalan, temiz suya ulaşımları sınırlı, traktör arkasındaki römorklarda 30-40 kişi birden taşınarak ulaşımları sağlanan, günlük 50 ile 100 TL arasında ücretlerle çalıştırılan kır emekçilerinin salgından korunmaları mümkün görünmemektedir.

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı mevsimlik tarım işçilerine dair bir genelge yayınlamıştır. Bu genelgede, mevsimlik tarım işçilerinin ulaşımının valilikler tarafından organize edileceği, yola çıkmadan sağlık kontrollerinin yapılacağı, transit yolculuk yapmalarının sağlanacağı, konaklayacakları tesis/konteynır/çadırlarda yatak aralarının en az 1,5 (bir buçuk) metre olacağı, çadırlar arasında ise en az 3 metre mesafe korunacağı vb. standartlar getirilmiştir. Bu gibi önlemlerin gerçekçi olmadığı tarımsal üretimi ve mevsimlik tarım işçilerinin yaşam koşullarına biraz aşina olan herkes tarafından bilinmektedir. Hemen hiçbir yerde işçiler için barınak tahsis edilmemekte, işçilerden kendi olanakları çerçevesinde çadır kurmaları beklenmektedir. İşçilere insani atık bertarafı ayrı bir mesele olmasın diye drenaj kanallarının kenarlarına çadır kurdurulmaktadır.

Salgın öncesinde neredeyse her ay Türkiye’nin bir ilinden kaza sonucu ölen onlarca mevsimlik tarım işçisi haberleri gelirken, böyle bir salgından mevsimlik tarım işçilerinin nasıl etkileneceğini tahmin etmek zor değildir. Bu salgın kapsamında İçişleri Bakanlığı’nca alınması planlanan tedbirler gerçek dışıdır. Bu salgın mevsimlik tarım işçileri için bir kıyıma dönüşmeden kamucu önlemler hayata geçirilmelidir.

Politika önerileri

  • 2020 hasat yılında mevsimlik tarımsal üretimde çalışacak emekçilerin tüm yolculuk ve barınma ihtiyaçları salgın koşullarına uygun olacak biçimde devlet tarafından karşılanmalı, bu konuda gerekiyorsa afet kaynakları seferber edilmelidir.
  • Oluşturulacak geçici barınma tesislerinde düzenli sağlık hizmeti ve kontroller için gerekli personel ve ekipman hazır bulundurulmalıdır.
  • Mevsimlik tarım emekçileri normal koşullarda dahi iş kanununun dinlenme süreleri gibi pek çok hükmü ve iş güvenliği standartları hiçe sayılarak çalıştırılmaktadır. Buna mutlak suretle ve kalıcı olarak son verilmeli; bu sene ise tüm çalışma düzeni COVID-19 salgını koşullarına uygun biçimde düzenlenmelidir. Devlet bunun için gerekli tüm koruyucu ekipmanı bedelsiz sağlamalı ve ölçeğine bakılmaksızın tüm tarım işletmelerinde denetim yapmalıdır. İşçileri sağlıksız koşullarda çalıştıran işletmelere derhal el konulmalı ve buralarda üretim devlet eliyle sürdürülmelidir.
  • Yeni koronavirüse karşı risk grubunda olan mevsimlik tarım emekçilerinin mevcut koşullarda çalışması engellenmeli ve kendilerine salgın dönemi boyunca işsizlik maaşı bağlanmalıdır.

4- Salgının Etkisiyle Oluşan Ek Makroekonomik Riskler

Türkiye tarımı, gerek ithalat bağımlılığı gerekse ihracata yönelik bölmeleri sebebiyle mevcut salgın ortamında, daha da önemlisi salgın sonrası etkileri daha açık hale gelecek uluslararası ekonomik kriz karşısında kırılgandır.

Kırılganlığın bir kaynağı olan ithalat bağımlılığı raporun önceki bölümlerinde detaylandırılmıştır. Bu bağımlılık iki boyutludur: Birincisi, Türkiye’de tarımsal üretim hemen her girdiyi bir ölçüde, bazılarını (örneğin mazot) tamamen ithal kaynaklardan karşılamaktadır. 1980’lerden bu yana yürütülen ve AKP iktidarı altında neredeyse tamamlanmış özelleştirmeler bu bağımlılığı çok derinleştirmiş ve yönetilemez hale getirmiştir. İkincisi, artan nüfusa paralel arttırılamayan ve toplumsal ihtiyaçlar değil kârlılık esasıyla yapılan tarımsal üretim gerekli arzı sağla(ya)mamakta, beklenmedik durumlar karşısında çok şiddetlenen fiyat salınımları sürekli ürün ithal ederek baskılanmaktadır.

Kırılganlığın ikinci kaynağı ise ihracata yönelimdir. Türkiye tarımı piyasalaştıkça, ülke coğrafyasının geniş ürün yelpazesi olanakları ülke ihtiyaçlarını karşılayacak ürünlerden ziyade dünya pazarlarında yüksek getiri sağlayacak ürünlerin üretiminde kullanılır olmuştur. Gelinen noktada temel gıda nesneleri olan tahıl ve bakliyat üretimi çiftçiler tarafından yalnızca kâr marjı daha yüksek bir ürün üretilemiyorsa yapılmakta ve emekçi halkın karşı karşıya olduğu gıda fiyatları sürekli genel enflasyondan daha yüksek oranlarda artmaktadır. Krizle birlikte döviz kurunda yaşanan ve yaşanmaya devam edecek olan artışlar bu eğilimi de güçlendirecektir.

Bütün bunların ötesinde, Türkiye 2008 yılından bu yana net tarım ithalatçısıdır ve kriz ortamında tarımsal ürün ithal eden ülkeler ihraç eden ülkelerden daha fazla zarar görecek, bu zarar ise eşit paylaşılmayacak ve öncelikle gıda ürünlerine aylık bütçesinin çok büyük bir kısmını ayırmak zorunda olan emekçi halka yansıyacaktır. 2019 yılında gıda harcamaları toplam tüketim harcamalarının yüzde 23,29’u düzeyinde gerçekleşmiş ve birinci sıradadır. Bu oranın düşük gelir gruplarında daha da yüksek olduğu bilinmektedir.

Üstelik dünya gıda fiyatları 2008 finansal krizine giden süreçte benzersiz biçimde yükselmiş, krizle birlikte ise düşmemiş ancak çok öngörülmez bir hareketlilik kazanmıştır. Gıda fiyatlarının bir belirleyeni enerji maliyetleridir ancak 2008 krizinde düşen petrol fiyatlarıyla birlikte düşen gıda fiyatları, ardından gıda borsalarında spekülasyonun hızlanmasıyla birlikte tekrar sıçramıştır. En genel anlamda, emperyalist sistem içerisinde salt en yüksek finansal getiriye doğru hareket eden aşırı sermaye birikimi yığıldığı her yerde fiyat balonları yaratmaktadır ve konut, gıda gibi temel ihtiyaçları karşılayan metaları risk arttıkça kaçılacak “güvenli” spekülasyon alanları olarak görülmektedir. Benzer fiyat balonları ve genel istikrarsızlığın COVID-19 salgınının benzersiz biçimde derinleştirdiği genel kriz ortamında çok daha şiddetli hale gelmesi beklenmelidir.

Yeni Koronavirüs salgını koşullarında Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği

Tüm bunlar emekçi halkın en temel ihtiyacı olan gıdanın yanı sıra bir diğer temel ihtiyaç olan giyim nesnelerinin de hammaddesinin büyük bölümünü üreten tarımın piyasa koşullarına bırakılmaması gerektiğini göstermektedir.

SONUÇ

Bu raporda özet biçiminde ele alınan sorunların hiç biri yeni değildir: Bunların tamamı kapitalist üretim biçiminin Türkiye’deki işleyişinin zorunlu bileşenleri olan; zaman zaman akut hale gelen kronik sorunlardır. Ne var ki yeni koronavirüs salgınının halk sağlığını benzersiz biçimde tehdit etiği ve kapitalist üretim-dolaşım-tüketim süreçlerinin tamamını sekteye uğrattığı mevcut ortamda bu sorunların her biri nihayetinde bedelini emekçi halkın ödeyeceği ayrı bir kriz başlığına dönüşmektedir. Üretim zafiyetleri, tedarik zincirinde kopukluklar ya da maliyet artışlarından kaynaklanan tüm sorunlar nihayetinde yoksul emekçilerin daha yetersiz, daha çeşitsiz ve daha sağlıksız beslenmesiyle sonuçlanacaktır.

Öte yandan şu ana kadar yaşananlar maalesef yaşanacak olanlara girizgâh niteliğindedir. Salgın sonucu gıda tedarik zincirlerinde gerçekleşecek kırılmalar ve salgının derinleştireceği ekonomik kriz nedeniyle tüm dünyada yaşanacak istikrarsızlıklar yaz ve sonbaharda daha da şiddetlenecektir. Bu süreçte, gereksinim oluştuğunda yeni inceleme ve raporlar kaleme alınacaktır.

Bilim ve Aydınlanma Akademisi, Kolektif Yaşamı Kurgulama Bilim Alanı Tarım Komisyonu olarak, bu sorunların nihai çözümünün sosyalist nitelikli bir işçi iktidarı ve tamamen kamusallaştırılmış üretimde olduğu genel gerçeğini vurgulamanın yanı sıra; bu çözümlerin kimi somut başlıklarda nasıl uygulanacağına dair önerilerimizi geçtiğimiz Aralık ayında Ankara’da gerçekleştirilen 1. Sosyalist Gelecek ve Planlama Sempozyumu’nda sunma olanağı bulmuştuk. Bu çalışmaları derinleştirmeye ve yenilerini yapmaya devam ediyoruz. Öte yandan, yeni koronavirüs salgınıyla derinleşen mevcut kriz ortamında AKP iktidarı ve genel olarak düzen siyasetinin emekçi halkın hiçbir sorununu çözemiyor ve hiçbir çıkarını koruyamıyor olduğunu görüyor, bu nedenle kimi politika önerileri içeren bu raporu öncelikle halkın çıkarlarından yana olan tarımsal üretim uzmanları olmak üzere tüm yurttaşlarımızın ilgisine sunuyoruz.

KAYNAKLAR

Aksi belirtilmediği durumda tüm Türkiye verileri TÜİK’ten alınmıştır.

(1) Türkiye Tohumcular Birliği. (2019). Tohumculuk Sektör Raporu. http://shorturl.at/suMS8. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(2) “Irak, Türkiye’den tavuk ve yumurta ithalatını zorlaştırdı” Independent Türkçe, 19 Mayıs 2019, http://shorturl.at/fhvPS. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(3) Ulusal Süt Konseyi Eylül 2019 maliyet hesaplaması. http://shorturl.at/BKLX6. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(4) Hurst, P., Termine, P. ve Karl, M. (2007). Agricultural workers and their contribution to sustainable agriculture and rural development. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Uluslararası Gıda, Tarım, Otel, Lokanta, Ağırlama, Tütün ve Bağlantılı Hizmet Emekçileri Birliği ortak raporu. http://shorturl.at/cvK29. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(5) Şimşek, Z. (2012). Mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin ihtiyaçlarının belirlenmesi araştırması 2011. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Raporu. http://shorturl.at/BFNTX. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(6) TBMM. (2015). Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu raporu. http://shorturl.at/iJLMQ. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

(7) Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO). (2020) Food prices index. http://shorturl.at/buFW3. Erişim tarihi 12 Nisan 2020.

 

ALINAN KAYNAK:bilimveaydinlanma.org

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz